Önce Sudan'ı ikiye böldüler, referandum kılıfını kullanarak. Kaşıya kaşıya kanattıkları Sudan tam da kalbinden iki parçaya ayrılıverdi. İlginçtir ki, kendi özgürlüklerini kullanarak bağımsızlıklarını kazandıklarını iddia eden Hıristiyan Güney Sudanlıların birçoğu, başkent meydanındaki kuruluş kutlamalarında İsrail bayrakları ile poz verdiler. Herkes evvela ne alaka? dedi belki ama fotoğraf sonradan görüldü.
İsrail, Sudan'ı niye bu kadar seviyor sorusunun cevabı meselenin nirengi noktası. Çünkü Sudan sahip olduğu coğrafi konum itibariyle Ortadoğu ile Afrika'nın tam sınırında bir ülke. Bir nevi Afrika'ya açılan kapı. Sudan'ın bölünmesiyle, Selahattin'in Hittin tokadını unutamayan İsrail bölge ülkelerini istikrarsızlaştırma politikasında önemli bir adım daha atmış oldu böylece.
Derken Arap Baharının rüzgarı sardı bölgeyi bir anda. Tunus'ta başlayan rüzgar yönetimin el değiştirmesiyle sonuçlandı. Birçok ülkede -Mısır ayrı bir kalemde ele alınmalı- benzeri hadiseler yaşanırken en acı tablo Libya'da sergilendi.
Aslında oralardan alınan bilgiler, her ne kadar delice de olsa Kaddafi'nin vatandaşına fazlasıyla sahip çıktığı yönündeydi. Ancak görüntü öyle olmadı, yılların eskitemediği Kaddafi, eylemcilerin insanlık dışı taciziyle dünyanın gözü önünde öldürüldü.
Bu sayede İsrail, hem Filistin cihadını destekleyen ve kendisine her daim düşman olduğunu açıklayan bir isimden daha kurtulmuş oldu. Hem de sonuçta lidersiz kalan ve aşiretlerin elinde ufalanan Libya'yı elde etmiş oldu.
Ardından son olarak Suriye geldi masaya. Lafı uzatmaya gerek yok hepimizin önünde cereyan ediyor gelişmeler. Kamuoyu artık iyice Suriye'nin üç parçaya ayrılacağını kabullenir oldu. Birazcık coğrafya ve tarih bilgisi işaret ediyor ki, Suriye'de bu üçe bölünmüşlükten belki de tek karlı çıkacak ülke yine İsrail.
Arz-ı Mev'ud topraklarındaki Suriye'nin istikrarsızlaşması Lübnan'ın ve Ürdün'ün de daha kolay lokmalar olması anlamına geliyor.
Türkiye'nin yıllardır uğraştığı ve içinden çıkılmaz hale gelen terör faaliyetleri ile İsrail'in var olan ilişkisi de işin cabası. Kuzeyi bölünmüş bir Suriye ile terörün nasıl daha rahat besleneceği herkesin malumu.
Bölük börçük hale getirilen bir Ortadoğu ve istikrarsızlaştırılan ülkeler.
Bütün bu fotoğraf, son bir yılda olayları sessiz ve derinden takip eden İsrail'in aslında nasıl da ellerini ovuşturduğunu gösteriyor.
Zaman yazarı Fikret Ertan gibi bazı yazarlar, akademisyenler, siyasiler her ne kadar inanamasalar da son yaşadıklarımız bu gerçeği gözler önüne seriyor. Yaşananlar ispat ediyor ki, tüm bölge İsrail'in arzusuna göre şekilleniyor.
Yıllarca Siyonizm'in planlarından bahsedildiğinde her fırsatta "bunlar komplo teorisidir" diyenler hâlâ bu hastalıktan vazgeçebilmiş değiller. Hem de tüm yaşananlara rağmen. Rice'ın BOP'u açıklarken Fas'tan Endonezya'ya 22 İslam ülkesini dizayn etmekten bahsetmesinin sanki Arap Baharı ile hiç ilişkisi yokmuş gibi davranmak safdillikten öte bir şey değildir.
Elbette Siyonizm her şeyi planlayamaz ve gerçekleştiremez. Ama yaşanan hadiseleri yönlendirerek kendi emelleri doğrultusunda hizmet yürütebilir.
Bu yazıyı yazdık, İsrail'in kirli politikasına dikkat çekmeye çalıştık ama bir mesaj da okuyucuya olsun. Milli Görüş'ün merhum lideri Erbakan Hoca, teşkilatta üzerine düşen görevi aksatanlara tokattan daha ağır bir söz söylerdi.
"Bu halinizi görse Ariel Şaron, sizi maaşa bağlar!".
Biz şu an olduğu gibi Arakan'da, Suriye'de, Libya'da olan olayları sadece izlemeye devam edersek bu ağır sözün de muhatabı oluyoruz. Rabbim sonumuzu hayr eylesin.
Not: Bayram mı olurmuş gözyaşlarından derdik ya, yine aynı dertlere muzdaripiz. Tüm okurlarımızın, büyüklerimizin, hocalarımızın Ramazan Bayramı'nı tebrik eder, uyanışımıza, dirilişimize vesile olmasını niyaz ederim.
Bekir Gündoğar